ilgilenmek

بَذَلَ الطَّبِيبُ قُصَارَى جُهْدِهِ لِلِاهْتِمَامِ بِمَرْضَاهُ عَنْ كَثَبٍ.

Doktor, hastalarıyla yakından ilgilenmek için elinden geleni yaptı.

اعْتَنَتْ بِي أُمِّي كَثِيرًا عِنْدَمَا كُنْتُ مَرِيضًا.

Annem, hasta olduğumda benimle çok ilgilenmişti.

أَنَا مَشْغُولٌ بِمَشْرُوعٍ جَدِيدٍ فِي الْآوِنَةِ الْأَخِيرَةِ.

Son zamanlarda yeni bir projeyle ilgileniyorum.

Ayrıca: تَفَرَّغَ لِ

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler