قَالَ لِي بِكَلَامٍ مُلَمِّحٍ إِنَّهُ يُرِيدُ الذَّهَابَ.
Bana imalı sözlerle gitmek istediğini söyledi.
قَالَ لِي بِكَلَامٍ مُلَمِّحٍ إِنَّهُ يُرِيدُ الذَّهَابَ.
Bana imalı sözlerle gitmek istediğini söyledi.
كانَ حَديثُهُ تَلْمِيحِيّاً، لَمْ أَفْهَمْ ما كانَ يَقْصِدُهُ.
Konuşması imalıydı, ne demek istediğini anlamadım.
اسْتَهْدَفَنِي بِانْتِقَادَاتِهِ الْمُبَطَّنَةِ.
Yaptığı imalı eleştirilerle beni hedef aldı.