يَجِبُ عَلَى الْجُنُودِ الْإِذْعَانُ لِأَوَامِرِ الْقَائِدِ.
Askerler komutanın emirlerine inkıyat etmek zorundadır.
يَجِبُ عَلَى الْجُنُودِ الْإِذْعَانُ لِأَوَامِرِ الْقَائِدِ.
Askerler komutanın emirlerine inkıyat etmek zorundadır.
يَجِدُ النَّاسُ صُعُوبَةً فِي إِظْهَارِ الْخُضُوعِ لِسِيَاسَاتِ الْحُكُومَةِ الْجَدِيدَةِ.
Halk, hükümetin yeni politikalarına inkıyat göstermekte zorlanıyor.
اسْتَسْلَمَ الْعَدُوُّ بَعْدَ صِرَاعَاتٍ طَوِيلَةٍ.
Düşman, uzun süren çatışmaların ardından inkıyat etti.