izlemek

الشُّرْطَةُ تُرَاقِبُ الْمُشْتَبَهَ بِهِ مُنْذُ فَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.

Polis, şüpheliyi uzun zamandır izliyor.

أُحِبُّ مُشَاهَدَةَ فِيلْمٍ عَلَى التِّلْفِزْيُونِ فِي الْمَسَاءِ.

Akşamları televizyonda film izlemeyi seviyorum.

رَصَدَتِ الشُّرْطَةُ تَحَرُّكَاتِ الْمُشْتَبَهِ بِهِ عَلَى مَدَارِ السَّاعَةِ.

Polis, şüphelinin hareketlerini gün boyunca izledi.

Ayrıca: اِتَّبَعَ، تَبِعَ، تَفَرَّجَ، تَتَبَّعَ

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler