köklenmek

بَدَأَتِ الشَّتْلَاتُ المَزْرُوعَةُ حَدِيثًا تَتَجَذَّرُ بِسُرْعَةٍ فِي الرَّبِيعِ.

Yeni dikilen fidanlar baharda hızla köklenmeye başladı.

هَذِهِ التَّقَالِيدُ مُتَأَصِّلَةٌ فِي الْمُجْتَمَعِ مُنْذُ قُرُونٍ.

Bu gelenekler, toplumda yüzyıllardır köklenmiş durumda.

تَأَصَّلَتْ هَذِهِ الْفِكْرَةُ بِعُمْقٍ فِي ذِهْنِهِ.

Bu düşünce, zihninde derinlemesine köklenmiş.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler