kör

كَانَ جَدِّي أَعْمَى، فَكُنْتُ أُمْسِكُ يَدَهُ كُلَّ صَبَاحٍ وَنَمْشِي مَعًا فِي الْحَدِيقَةِ.

Dedem kördü; her sabah elini tutar ve birlikte parkta yürürdük.

الرَّجُلُ الْكَفِيفُ يَعْتَمِدُ عَلَى عَصَاهُ الْبَيْضَاءِ فِي تَنَقُّلِهِ

Kör adam hareket etmek için beyaz bastonuna güveniyor

السِّكِّينُ كَلِيلَةٌ وَلَا تَقْطَعُ جَيِّدًا.

Bıçak kör ve iyi kesmiyor.

Ayrıca: مَكْفُوف، بَصِيرَةٌ مَحْدُودَةٌ، غَيْرُ نَافِذٍ

Eşdizimler