غِمْد — أَغْمَاد
وَضَعَ الْفَارِسُ سَيْفَهُ فِي الْغِمْدِ بَعْدَ انْتِهَاءِ الْمَعْرَكَةِ.
Şövalye, savaş bittikten sonra kılıcını kılıfına koydu.
وَضَعَ الْفَارِسُ سَيْفَهُ فِي الْغِمْدِ بَعْدَ انْتِهَاءِ الْمَعْرَكَةِ.
Şövalye, savaş bittikten sonra kılıcını kılıfına koydu.
وَضَعْتُ عَلَى هَاتِفِي غِطَاءً أَزْرَقَ.
Telefonuma mavi bir kılıf taktım.
سَحَبَ مُسَدَّسَهُ بِسُرْعَةٍ مِنْ جِرَابِهِ وَأَطْلَقَ النَّارَ.
Tabancasını kılıfından hızla çekti ve ateş etti.
حَافِظَة، قِرَاب السَّيْف، غُلْفَة، غِمَاد