حَاوَلَ الرَّجُلُ الْمَرِيضُ أَنْ يَتَحَرَّكَ فِي السَّرِيرِ لَكِنَّهُ لَمْ يَسْتَطِعْ.
Hasta adam yatakta kıpırdanmaya çalıştı ama gücü yetmedi.
حَاوَلَ الرَّجُلُ الْمَرِيضُ أَنْ يَتَحَرَّكَ فِي السَّرِيرِ لَكِنَّهُ لَمْ يَسْتَطِعْ.
Hasta adam yatakta kıpırdanmaya çalıştı ama gücü yetmedi.
بَدَأَ الطِّفْلُ يَتَمَلْمَلُ فِي مَكَانِهِ بَعْدَ أَنْ ظَلَّ بِلَا حَرَاكٍ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.
Çocuk, uzun süre hareketsiz kalınca yerinde kıpırdanmaya başladı.
تَزَحْزَحْتُ عَلَى الْأَرِيكَةِ لِأَكُونَ أَكْثَرَ رَاحَةً.
Koltukta otururken daha rahat etmek için kıpırdandım.