kıpırtı

حَرَكَةٌ طَفِيفَةٌ — حَرَكات طفيفة

أَزْعَجَتْنِي حَرَكَةٌ طَفِيفَةٌ سُمِعَتْ فِي صَمْتِ اللَّيْلِ.

Gece sessizliğinde duyulan hafif bir kıpırtı, beni tedirgin etti.

كَانَتِ الْهَمْسَةُ الَّتِي أَحْدَثَهَا الرِّيحُ فِي أَوْرَاقِ الْأَشْجَارِ تَبْعَثُ عَلَى السَّلَامِ.

Rüzgarın ağaçlardaki yapraklarda yarattığı kıpırtı, huzur vericiydi.

أَصْدَرَتْ رَفْرَفَةُ أَجْنِحَةِ الطَّائِرِ صَوْتًا خَفِيفًا فِي الْهَوَاءِ.

Kuşun kanatlarının kıpırtısı, havada hafif bir ses çıkardı.