kırmak

لَمْ يَرْغَبِ الطِّفْلُ فِي كَسْرِ الْمِزْهَرِيَّةِ أَثْنَاءَ اللَّعِبِ، لَكِنْ هَذَا مَا حَدَثَ.

Çocuk, oynarken vazoyu kırmak istemedi ama oldu işte.

اقْتَحَمَ اللُّصُوصُ الْمَتْجَرَ عَنْ طَرِيقِ تَحْطِيمِ زُجَاجِ النَّافِذَةِ.

Hırsızlar, dükkanın camını kırarak içeri girdiler.

لَمْ أَكُنْ أُرِيدُ أَنْ أَجْرَحَ قَلْبَهُ، لَكِنْ كَانَ عَلَيَّ أَنْ أَقُولَ الْحَقَائِقَ.

Onun kalbini kırmak istemedim ama gerçekleri söylemek zorundaydım.

Ayrıca: قَلَّلَ، طَحَنَ، اِنْعَطَفَ، خَالَفَ

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler