kısıtlamak

اُضْطُرَّتِ الشَّرِكَةُ إِلَى تَحْدِيدِ نَفَقَاتِهَا.

Şirket, harcamalarını kısıtlamak zorunda kaldı.

تُحَاوِلُ الْحُكُومَةُ تَقْيِيدَ حُرِّيَّةِ الصَّحَافَةِ.

Hükümet, basın özgürlüğünü kısıtlamaya çalışıyor.

قَدْ يَحْصُرُ الْقَانُونُ الْجَدِيدُ بَعْضَ الْحُقُوقِ.

Yeni yasa, bazı hakları kısıtlayabilir.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler