حَشَا الطَّالِبُ الْكُتُبَ فِي حَقِيبَتِهِ الصَّغِيرَةِ.
Öğrenci kitapları küçük çantasına kıstırdı.
حَشَا الطَّالِبُ الْكُتُبَ فِي حَقِيبَتِهِ الصَّغِيرَةِ.
Öğrenci kitapları küçük çantasına kıstırdı.
اضْطُرَّ الْخَيَّاطُ إِلَى تَضْيِيقِ خَصْرِ الْبَنْطَلُونِ قَلِيلًا.
Terzi, pantolonun belini biraz kıstırmak zorunda kaldı.