kıvranmak

كَانَ الْجُنْدِيُّ الْمُصَابُ يَتَلَوَّى عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْأَلَمِ.

Yaralı asker acı içinde yerde kıvranıyordu.

مِنَ الصَّعْبِ جِدًّا أَنْ تَتَأَلَّمَ مِنْ وَجَعِ الْحُبِّ.

Aşk acısından kıvranmak çok zordur.

كَانَ الطِّفْلُ يَتَمَلْمَلُ عَلَى الْأَرِيكَةِ مِنَ الْمَلَلِ.

Çocuk, sıkıntıdan koltukta kıvranıyordu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler