kıyak

هَذِهِ السَّيَّارَةُ الْجَدِيدَةُ مُمْتَازَةٌ حَقًّا، لَقَدْ أَثَارَتْ إِعْجَابِي بِكُلِّ مَيِّزَاتِهَا.

Bu yeni araba gerçekten kıyak, her özelliğiyle beni etkiledi.

كَانَ الْحَفْلُ الْمُوسِيقِيُّ اللَّيْلَةَ الْمَاضِيَةَ رَائِعًا، كَانَتِ الْمُوسِيقَى وَالْأَجْوَاءُ مُذْهِلَةً.

Dün akşamki konser kıyak geçti, müzik ve atmosfer harikaydı.

الْإِقَامَةُ فِي فُنْدُقٍ ذِي مَنْظَرٍ مُدْهِشٍ جَعَلَتْ عُطْلَتِي أَكْثَرَ جَمَالًا.

Manzarası kıyak bir otelde kalmak, tatilimi daha da güzelleştirdi.

İlişkili Kelimeler