kalan

اسْتَمْتَعْتُ بِقِرَاءَةِ بَقِيَّةِ الْكِتَابِ فِي الْمَسَاءِ.

Akşam kalan kitabı okumaktan keyif aldım.

أَكَلْتُ آخِرَ قِطْعَةٍ مُتَبَقِّيَةٍ مِنَ الْكَعْكَةِ، كَانَتْ لَذِيذَةً جِدًّا.

Geriye kalan son dilim pastayı da ben yedim, çok lezzetliydi.

انْتَهَتْ جَمِيعُ الْأَعْمَالِ، وَالْمَهَامُّ الْبَاقِيَةُ قَلِيلَةٌ جِدًّا.

Bütün işler bitti, geriye kalan işler çok az.

Ayrıca: فَاضِل