kaldırtmak

أَرَادَ الْمُدِيرُ أَنْ تَجْعَلَ سِكْرِتِيرَتُهُ تَرْفَعَ كُلَّ الْمِلَفَّاتِ إِلَى الرُّفُوفِ.

Patron, sekreterine bütün dosyaları raflara kaldırtmak istedi.

أَمَرَ الْمُدِيرُ الْعُمَّالَ بِرَفْعِ مَوَادِّ الْبِنَاءِ إِلَى الْأَعْلَى.

Müdür, işçilere inşaat malzemelerini yukarı kaldırtmak için talimat verdi.

اضْطُرَّ الرَّجُلُ إِلَى التَّسَبُّبِ فِي رَفْعِ السَّيَّارَةِ عَلَى الرَّافِعَةِ بِوَاسِطَةِ الْمِيكَانِيكِيِّ.

Adam, tamirciye arabayı lifte kaldırtmak zorunda kaldı.