يَجِبُ إِصْلَاحُ السَّرْجِ لِأَنَّ الْجُزْءَ الْمُقَعَّرَ مِنْهُ مَكْسُورٌ.
Eyerin kaltak kısmı kırıldığı için tamir edilmesi gerekiyor.
يَجِبُ إِصْلَاحُ السَّرْجِ لِأَنَّ الْجُزْءَ الْمُقَعَّرَ مِنْهُ مَكْسُورٌ.
Eyerin kaltak kısmı kırıldığı için tamir edilmesi gerekiyor.
كَانَ الْجَمِيعُ فِي الْحَيِّ يَعْتَبِرُونَ تِلْكَ الْمَرْأَةَ سَيِّئَةَ السُّمْعَةِ.
Mahalledeki herkes o kadını kaltak olarak görüyordu.
يُمْكِنُ أَنْ يَكُونَ الْمُجْتَمَعُ قَاسِياً تُجَاهَ النِّسَاءِ اللَّاتِي يُنْظَرُ إِلَيْهِنَّ عَلَى أَنَّهُنَّ مُنْحَلَّاتٌ.
Toplum, kaltak olarak görülen kadınlara karşı acımasız olabilir.