kanatmak

جَرَحَ الْوَلَدُ رُكْبَتَهُ وَأَدْمَاهَا عِنْدَ السُّقُوطِ.

Çocuk düşerken dizini yaralayıp kanattı.

جَعَلَ إِصْبَعَهُ يَنْزِفُ بِجِسْمٍ حَادٍّ.

Keskin bir cisimle parmağını kanattı.

هَذَا الدَّوَاءُ يُمْكِنُ أَنْ يُسَبِّبَ نَزِيفًا فِي الْمَعِدَةِ.

Bu ilaç, mideyi kanatabilir.

İlişkili Kelimeler