kaplı

كَانَتِ الطَّاوِلَةُ مُغَطَّاةً بِمِفْرَشٍ أَبْيَضَ وَكَانَتْ أَنِيقَةً لِلْغَايَةِ.

Masa, beyaz bir örtüyle kaplıydı ve çok şıktı.

كَانَ الْمَنْظَرُ رَائِعًا لِأَنَّ قِمَمَ الْجِبَالِ كَانَتْ مَكْسُوَّةً بِالثُّلُوجِ.

Dağların zirveleri karla kaplı olduğu için manzara muhteşemdi.

الْكِتَابُ مُجَلَّدٌ لِذَا فَهُوَ أَكْثَرُ مَتَانَةً وَيَدُومُ لِفَتْرَةٍ أَطْوَلَ.

Kitap kaplı olduğu için daha dayanıklı ve uzun ömürlüdür.