karışlamak

قَامَ النَّجَّارُ بِقِيَاسِ طُولِ اللَّوْحِ عَنْ طَرِيقِ الْقِيَاسِ بِالشِّبْرِ.

Marangoz, tahtanın uzunluğunu karışlayarak ölçtü.

حَاوَلَ الطِّفْلُ تَقْدِيرَ ارْتِفَاعِ الطَّاوِلَةِ عَنْ طَرِيقِ الْقِيَاسِ بِالشِّبْرِ.

Çocuk, masanın yüksekliğini karışlayarak tahmin etmeye çalıştı.

İlişkili Kelimeler