karşı koymak

حَاوَلَ اللُّصُوصُ مُقَاوَمَةَ الشُّرْطَةِ لَكِنَّهُمْ لَمْ يَنْجَحُوا.

Hırsızlar, polise karşı koymaya çalıştılar ama başaramadılar.

يَنْتَظِرُ الْجُنُودُ فِي الْخَنَادِقِ لِيَتَصَدَّوْا لِلْعَدُوِّ.

Askerler, düşmana karşı koymak için siperlerde bekliyorlar.

يَجِبُ عَلَى الْمُجْتَمَعِ أَنْ يُعَارِضَ مِثْلَ هَذِهِ الْمَظَالِمِ.

Toplum, bu tür adaletsizliklere karşı koymalıdır.

İlişkili Kelimeler