فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ الْمُحَارِبُونَ يَطْعَنُونَ بَعْضَهُمُ الْبَعْضَ بِالْقَصَبِ وَيَجْرَحُونَهُمْ.
Eski zamanlarda savaşçılar birbirlerini kargılayarak yaralarlardı.
فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ الْمُحَارِبُونَ يَطْعَنُونَ بَعْضَهُمُ الْبَعْضَ بِالْقَصَبِ وَيَجْرَحُونَهُمْ.
Eski zamanlarda savaşçılar birbirlerini kargılayarak yaralarlardı.
حَاوَلَ الْأَطْفَالُ وَخْزَ الضَّفَادِعِ فِي الْقَصَبِ.
Çocuklar, sazlıktaki kurbağaları kargılamaya çalıştılar.