قَارِئ — قُرَّاء
كَانَ قَارِئًا مَشْهُورًا يَقْرَأُ الْقُرْآنَ بِشَكْلٍ جَمِيلٍ جِدًّا فِي الْمَسْجِدِ.
O, camide çok güzel Kur'an okuyan ünlü bir kari idi.
كَانَ قَارِئًا مَشْهُورًا يَقْرَأُ الْقُرْآنَ بِشَكْلٍ جَمِيلٍ جِدًّا فِي الْمَسْجِدِ.
O, camide çok güzel Kur'an okuyan ünlü bir kari idi.
اسْتَمَعَ الْمُسْلِمُونَ بِخُشُوعٍ مُتَأَثِّرِينَ بِصَوْتِ الْمُجَوِّدِ الْجَمِيلِ.
Müslümanlar, kari'nin güzel sesinden etkilenerek huşu içinde dinlediler.