karmakarış

الْغُرْفَةُ كُلُّهَا أَصْبَحَتْ فَوْضَوِيَّةً، يَجِبُ عَلَيْكَ تَرْتِيبُهَا.

Odanın her yeri karmakarış olmuş, toparlaman gerek.

دُرْجِي مُخْتَلِطٌ، لَا أَسْتَطِيعُ أَنْ أَجِدَ أَيَّ شَيْءٍ.

Çekmecem karmakarışık, hiçbir şey bulamıyorum.

كَانَتِ الْأَوْرَاقُ مُلْقَاةً عَلَى الطَّاوِلَةِ بِشَكْلٍ غَيْرِ مُنَظَّمٍ.

Evraklar karmakarışık bir şekilde masanın üzerinde duruyordu.

Eşdizimler