kasavet

عِنْدَمَا يَكُونُ الطَّقْسُ غَائِماً، يَغْمُرُنِي شُعُورٌ بِالْكَآبَةِ.

Hava kapalı olduğunda içimi bir kasavet kaplıyor.

غَمّ — غُمُوم

كَانَ يُقْرَأُ فِي وَجْهِهِ غَمٌّ عَمِيقٌ.

Onun yüzünde derin bir kasavet okunuyordu.

حُزْن — أَحْزَان

تَسَبَّبَ هَذَا الْحَدَثُ فِي حُزْنٍ كَبِيرٍ لِلْعَائِلَةِ.

Bu olay, ailede büyük bir kasavete neden oldu.

Ayrıca: ضِيق

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler