مِزْمَار — مَزَامِير
رَقَصْنَا الدَّبْكَةَ فِي حَفْلِ الزِّفَافِ عَلَى أَنْغَامِ الْمِزْمَارِ وَالطَّبْلِ.
Düğünde kaval ve davul eşliğinde halay çektik.
رَقَصْنَا الدَّبْكَةَ فِي حَفْلِ الزِّفَافِ عَلَى أَنْغَامِ الْمِزْمَارِ وَالطَّبْلِ.
Düğünde kaval ve davul eşliğinde halay çektik.
كَانَ الرَّاعِي يَرْعَى أَغْنَامَهُ فِي الْجِبَالِ وَهُوَ يَعْزِفُ عَلَى النَّايِ.
Çoban, dağlarda kaval çalarak koyunlarını güdüyordu.
النَّايُ هُوَ آلَةُ نَفْخٍ مَصْنُوعَةٌ عَادَةً مِنَ الْقَصَبِ.
Kaval, genellikle kamıştan yapılan üflemeli bir çalgıdır.
شَبَّابَة