kavlamak

بَدَأَ جِلْدِيَ الْمَحْرُوقُ مِنَ الشَّمْسِ يَتَقَشَّرُ.

Güneşten yanan derim kavlamaya başladı.

تَشَقَّقَ طِلَاءُ الْجِدَارِ الْقَدِيمِ.

Eski duvar boyası kavlamış.

تَتَفَتَّتُ الصُّخُورُ بِمُرُورِ الْوَقْتِ وَتَتَكَسَّرُ.

Kayalar zamanla kavlayarak parçalanır.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler