أَصْبَحَ لَوْنُ بَشَرَتِهِ مَحْرُوقًا بِسَبَبِ بَقَائِهِ فِي الشَّمْسِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.
Güneşte çok kaldığı için teni kavruk bir renk almış.
أَصْبَحَ لَوْنُ بَشَرَتِهِ مَحْرُوقًا بِسَبَبِ بَقَائِهِ فِي الشَّمْسِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.
Güneşte çok kaldığı için teni kavruk bir renk almış.
أَصْبَحَتْ أَزْهَارُ الْحَدِيقَةِ ذَابِلَةً بِسَبَبِ الْعَطَشِ.
Bahçedeki çiçekler susuzluktan kavruk bir hale gelmiş.
لَقَدْ أَضْعَفَهُ الْمَرَضُ كَثِيرًا، لَدَيْهِ مَظْهَرٌ نَحِيلٌ.
Hastalık onu çok zayıflatmış, kavruk bir görünümü var.