وَضَعَتِ الْجَدَّةُ الْأَعْشَابَ فِي كُيَيْسٍ صَغِيرٍ.
Büyükanne otları küçük bir keseciğe koydu.
وَضَعَتِ الْجَدَّةُ الْأَعْشَابَ فِي كُيَيْسٍ صَغِيرٍ.
Büyükanne otları küçük bir keseciğe koydu.
وَضَعْتُ النُّقُودَ فِي جُيَيْبٍ صَغِيرٍ.
Parayı küçük bir keseciğe koydum.
يَتِمُّ تَبَادُلُ الْأُكْسِجِينِ فِي الْحُوَيْصِلَاتِ الْمَوْجُودَةِ فِي الرِّئَتَيْنِ.
Akciğerlerdeki keseciklerde oksijen alışverişi yapılır.
صُرَّة