kesel

عِنْدَمَا تَحِلُّ عُطْلَةُ نِهَايَةِ الْأُسْبُوعِ، يَنْتَابُنِي كَسَلٌ شَدِيدٌ.

Hafta sonu geldiğinde üzerime bir kesel çöküyor.

لَا أَسْتَطِيعُ إِنْهَاءَ عَمَلِي فِي الْوَقْتِ الْمُحَدَّدِ بِسَبَبِ التَّكَاسُلِ.

Kesel yüzünden işlerimi zamanında bitiremiyorum.

أَشْعُرُ بِخُمُولٍ فِي هَذِهِ الْأَجْوَاءِ.

Bu havalarda üzerimde bir kesel var.