keskin

قَطَعَتْ أُمِّي الْخُبْزَ فِي الْمَطْبَخِ بِسِكِّينٍ حَادَّةٍ.

Annem mutfakta ekmeği keskin bir bıçakla kesti.

عِنْدَمَا دَخَلْتُ الْمَطْبَخَ، شَمَمْتُ رَائِحَةً قَوِيَّةً لِلْقَهْوَةِ الَّتِي كَانَتْ أُمِّي تُحَضِّرُهَا.

Mutfağa girdiğimde annemin hazırladığı kahvenin keskin kokusunu aldım.

وَجَّهَ السِّيَاسِيُّ انْتِقَادَاتٍ لَاذِعَةً لِخَصْمِهِ.

Politikacı, rakibine karşı keskin eleştiriler yöneltti.

Eşdizimler