كُتْلَة — كُتَل
تَمَّ الْكَشْفُ عَنْ كُتْلَةٍ صَغِيرَةٍ فِي جَسَدِهِ وَقَرَّرَ الْأَطِبَّاءُ إِجْرَاءَ خَزْعَةٍ.
Vücudunda küçük bir kitle tespit edildi ve doktorlar biyopsi yapmaya karar verdiler.
تَمَّ الْكَشْفُ عَنْ كُتْلَةٍ صَغِيرَةٍ فِي جَسَدِهِ وَقَرَّرَ الْأَطِبَّاءُ إِجْرَاءَ خَزْعَةٍ.
Vücudunda küçük bir kitle tespit edildi ve doktorlar biyopsi yapmaya karar verdiler.
كَانَ هُنَاكَ جُمْهُورٌ كَبِيرٌ فِي الْحَفْلِ وَكَانَ الْجَمِيعُ يُرَافِقُونَ الْأَغَانِيَ.
Konserde büyük bir kitle vardı ve herkes şarkılara eşlik ediyordu.
تَجَمَّعَ حَشْدٌ كَبِيرٌ خِلَالَ الِاحْتِجَاجَاتِ وَهَتَفُوا بِشِعَارَاتٍ.
Protesto sırasında büyük bir kitle toplandı ve sloganlar attı.