كَانَتْ هُنَاكَ شَجَرَةٌ ضَخْمَةٌ فِي الْحَدِيقَةِ، يُغَطِّي ظِلُّهَا الْمَنْزِلَ بِأَكْمَلِهِ.
Bahçede kocaman bir ağaç vardı, gölgesi tüm evi kaplıyordu.
كَانَتْ هُنَاكَ شَجَرَةٌ ضَخْمَةٌ فِي الْحَدِيقَةِ، يُغَطِّي ظِلُّهَا الْمَنْزِلَ بِأَكْمَلِهِ.
Bahçede kocaman bir ağaç vardı, gölgesi tüm evi kaplıyordu.
لَقَدْ صَنَعُوا كَعْكَةً عِمْلَاقَةً، وَالْجَمِيعُ أُعْجِبَ بِهَا.
Kocaman bir pasta yapmışlar, herkes hayran kaldı.
إِنَّهُ يَعِيشُ بِمُفْرَدِهِ فِي ذَلِكَ المَنْزِلِ الكَبِيرِ جِدّاً، وَيَشْعُرُ بِالْوَحْدَةِ الشَّدِيدَةِ.
O kocaman evde tek başına yaşıyor, çok yalnız hissediyor.