koydurmak

جَعَلَنِي أَبِي أَضَعُ الْحَقَائِبَ فِي السَّيَّارَةِ.

Babam, bana valizleri arabaya koydurdu.

أَمَرَ الْمُدِيرُ سِكْرِتِيرَتَهُ بِوَضْعِ الْمِلَفَّاتِ عَلَى مَكْتَبِهِ.

Müdür, sekreterine dosyaları masasına koydurdu.

كَلَّفَ الْمُعَلِّمُ طُلَّابَهُ بِوَضْعِ الْكُتُبِ عَلَى الرَّفِّ.

Öğretmen, öğrencilerine kitapları rafa koydurdu.

İlişkili Kelimeler