كَانَ لَوْنُ الْحِصَانِ رَمَادِيًّا دَاكِنًا وَكَانَ يَلْمَعُ فِي الشَّمْسِ، وَبَدَا جَمِيلًا جِدًّا.
Atın rengi koyu kır idi ve güneşte parlıyordu, çok güzel görünüyordu.
كَانَ لَوْنُ الْحِصَانِ رَمَادِيًّا دَاكِنًا وَكَانَ يَلْمَعُ فِي الشَّمْسِ، وَبَدَا جَمِيلًا جِدًّا.
Atın rengi koyu kır idi ve güneşte parlıyordu, çok güzel görünüyordu.
تُشْتَهَرُ الْخُيُولُ ذَاتُ اللَّوْنِ الْأَشْهَبِ الدَّاكِنِ بِقُدْرَتِهَا عَلَى التَّحَمُّلِ وَتَقْطَعُ مَسَافَاتٍ طَوِيلَةً بِسُهُولَةٍ.
Koyu kır atlar, genellikle dayanıklılıkları ile bilinirler ve uzun mesafeleri kolayca kat ederler.