حَالَةُ المَرِيضِ حَرِجَةٌ، وَالأَطِبَّاءُ يَبْذُلُونَ قُصَارَى جُهْدِهِمْ.
Hastanın durumu kritik, doktorlar ellerinden geleni yapıyorlar.
حَالَةُ المَرِيضِ حَرِجَةٌ، وَالأَطِبَّاءُ يَبْذُلُونَ قُصَارَى جُهْدِهِمْ.
Hastanın durumu kritik, doktorlar ellerinden geleni yapıyorlar.
هَذَا الْمَشْرُوعُ ذُو أَهَمِّيَّةٍ حَاسِمَةٍ لِمُسْتَقْبَلِ الشَّرِكَةِ.
Bu proje, şirketin geleceği için kritik öneme sahip.
يَنْتَقِدُ الْكَاتِبُ الْحُكُومَةَ بِشَكْلٍ نَقْدِيٍّ فِي كِتَابِهِ.
Yazar, kitabında hükümeti kritik bir şekilde eleştiriyor.
مَصِيرِيّ