kuşatmak

تَحَرَّكَ جَيْشُ الْعَدُوِّ لِحِصَارِ الْمَدِينَةِ.

Düşman ordusu şehri kuşatmak için harekete geçti.

طَوَّقَتِ الشُّرْطَةُ الْمَبْنَى لِلْقَبْضِ عَلَى الْمُجْرِمِينَ.

Polis, suçluları yakalamak için binayı kuşattı.

أَحَاطَتِ الْغَابَةُ بِالْبُحَيْرَةِ تَمَامًا.

Orman, gölü tamamen kuşatmıştı.

Ayrıca: اِكْتَنَفَ