kuruntulu

أُمِّي مُتَوَهِّمَةٌ جِدًّا، تَعْتَقِدُ دَائِمًا أَنَّ شَيْئًا سَيِّئًا سَيَحْدُثُ.

Annem çok kuruntulu, her zaman kötü bir şey olacağını düşünüyor.

عَادَةً مَا يَكُونُ الْأَشْخَاصُ الْمُوَسْوِسُونَ أَكْثَرَ قَلَقًا.

Kuruntulu insanlar genellikle daha kaygılı olurlar.

إِنَّهُ قَلِقٌ جِدًّا بِشَأْنِ نَتَائِجِ الِامْتِحَانِ.

O, sınav sonuçları hakkında çok kuruntulu.