كَانَ وَالِدِي يُدِيرُ مَتْجَرًا لِصِنَاعَةِ الصَّنَادِيقِ فِي الْمَاضِي.
Babam eskiden bir kutucu dükkanı işletiyordu.
كَانَ وَالِدِي يُدِيرُ مَتْجَرًا لِصِنَاعَةِ الصَّنَادِيقِ فِي الْمَاضِي.
Babam eskiden bir kutucu dükkanı işletiyordu.
كَانَ بَائِعُ الصَّنَادِيقِ فِي السُّوقِ يَبِيعُ صَنَادِيقَ مُلَوَّنَةً وَمَنْقُوشَةً.
Pazardaki kutucu, renkli ve desenli kutular satıyordu.