lağvetmek

أَعَدَّتِ الْحُكُومَةُ مَشْرُوعَ قَانُونٍ جَدِيدٍ لِإِلْغَاءِ الْقَانُونِ الْقَدِيمِ.

Hükümet, eski yasayı lağvetmek için yeni bir yasa tasarısı hazırladı.

اضْطُرَّتِ الشَّرِكَةُ إِلَى فَسْخِ الْعَقْدِ لِأَنَّ الشُّرُوطَ لَمْ يَتِمَّ الْوَفَاءُ بِهَا.

Şirket, sözleşmeyi lağvetmek zorunda kaldı çünkü şartlar yerine getirilmedi.

أَبْطَلَتِ الْمَحْكَمَةُ الْإِجْرَاءَ الَّذِي تَمَّ اتِّخَاذُهُ بِسَبَبِ الْمُخَالَفَاتِ.

Mahkeme, yapılan işlemi usulsüzlük nedeniyle lağvetti.

İlişkili Kelimeler