حَوْض — أَحْوَاض
اسْتَخْدَمَتْ أُمِّي حَوْضًا كَبِيرًا لِغَسْلِ الْمَلَابِسِ.
Annem, çamaşırları yıkamak için büyük bir leğen kullandı.
اسْتَخْدَمَتْ أُمِّي حَوْضًا كَبِيرًا لِغَسْلِ الْمَلَابِسِ.
Annem, çamaşırları yıkamak için büyük bir leğen kullandı.
فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يَسْتَخْدِمُونَ طَسْتًا وَإِبْرِيقًا لِغَسْلِ أَيْدِيهِمْ.
Eski zamanlarda insanlar, ellerini yıkamak için leğen ve ibrik kullanırlardı.
عِنْدَمَا تَشَكَّلَتْ بِرْكَةُ مَاءٍ فِي الْحَدِيقَةِ، قُمْتُ بِتَفْرِيغِ الْمَاءِ بِوِعَاءٍ.
Bahçede su birikintisi oluşunca, suyu leğenle boşalttım.
طَاسَة، طَاس