كَانَتِ الأُمُّ تُبَشَّرُ بِنَجَاحِ اِبْنِهَا.
Anneye oğlunun başarısı müjdeleniyordu.
كَانَتِ الأُمُّ تُبَشَّرُ بِنَجَاحِ اِبْنِهَا.
Anneye oğlunun başarısı müjdeleniyordu.
كَانَ الطِّفْلُ يَنْتَظِرُ بِفَارِغِ الصَّبْرِ أَنْ يَتَلَقَّى بُشْرَى مِنْ عَائِلَتِهِ بِهَدِيَّةِ نِهَايَةِ الْعَامِ الدِّرَاسِيِّ.
Çocuk, ailesi tarafından karne hediyesiyle müjdelenmek için sabırsızlanıyordu.
كَانَ الْجُنْدِيُّ يَعُدُّ الْأَيَّامَ لِيُعْلَنَ لَهُ خَبَرٌ سَارٌّ بِأَنَّهُ سَيَتِمُّ تَسْرِيحُهُ.
Asker, terhis olacağı müjdelenmek için gün sayıyordu.