كَانَ الْمُلَازِمُ الْجَدِيدُ مُتَحَمِّسًا لِلْغَايَةِ عِنْدَمَا انْضَمَّ إِلَى الْوَحْدَةِ الْعَسْكَرِيَّةِ.
Yeni mülazım, askeri birliğe katıldığında çok heyecanlıydı.
كَانَ الْمُلَازِمُ الْجَدِيدُ مُتَحَمِّسًا لِلْغَايَةِ عِنْدَمَا انْضَمَّ إِلَى الْوَحْدَةِ الْعَسْكَرِيَّةِ.
Yeni mülazım, askeri birliğe katıldığında çok heyecanlıydı.
كَانَ الْعَمَلُ كَضَابِطٍ فِي الْجَيْشِ شَرَفًا كَبِيرًا لَهُ.
Orduda mülazım olarak görev yapmak, onun için büyük bir onurdu.