mırıldanmak

تَمْتَمَ الرَّجُلُ بِهُدُوءٍ رَدًّا عَلَى الِانْتِقَادَاتِ الَّتِي سَمِعَهَا.

Adam, duyduğu eleştirilere karşı sessizce mırıldandı.

كَانَ الْمَرِيضُ يُهَمْهِمُ بِاسْتِمْرَارٍ بِسَبَبِ آلَامِهِ.

Hasta, ağrılarından dolayı sürekli mırıldanıyordu.

بَدَأَ الطِّفْلُ يُدَنْدِنُ أُغْنِيَةً سَمِعَهَا لِلتَّوِّ فِي الرَّادْيُو بِصَوْتٍ خَافِتٍ.

Çocuk, radyoda yeni duyduğu bir şarkıyı kısık sesle mırıldanmaya başladı.

Ayrıca: تَذَمَّرَ

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler