وَاجَهَ الكَثِيرُ مِنَ النَّاسِ وَضْعًا مِثْلَ التَّعَرُّضِ لِلضَّرَرِ فِي حَادِثَةِ السَّرِقَةِ.
Hırsızlık olayında birçok insan mağdur olmak gibi bir durumla karşı karşıya kaldı.
وَاجَهَ الكَثِيرُ مِنَ النَّاسِ وَضْعًا مِثْلَ التَّعَرُّضِ لِلضَّرَرِ فِي حَادِثَةِ السَّرِقَةِ.
Hırsızlık olayında birçok insan mağdur olmak gibi bir durumla karşı karşıya kaldı.
عَاشَ الكَثِيرُ مِنَ النَّاسِ وَضْعًا مِثْلَ تَكَبُّدِ خَسَارَةٍ مِنْ خِلَالِ فُقْدَانِ أَمْوَالِهِمْ نَتِيجَةً لِلِاحْتِيَالِ.
Dolandırıcılık sonucu birçok kişi parasını kaybederek mağdur olmak gibi bir durum yaşadı.
غَالِبًا مَا يُوَاجِهُ الأَطْفَالُ وَالنِّسَاءُ وَضْعًا مِثْلَ التَّأَذِّي فِي الحُرُوبِ.
Savaşlarda en çok çocuklar ve kadınlar mağdur olmak gibi bir durumla karşı karşıya kalırlar.
Ayrıca: الْوُقُوعُ ضَحِيَّةً، التَّعَرُّضُ لِلْأَذَى