mağlup

اسْتَقْبَلَ الْمُرَشَّحُ الْخَاسِرُ فِي الِانْتِخَابَاتِ النَّتَائِجَ بِاحْتِرَامٍ.

Seçimlerde mağlup olan aday, sonuçları saygıyla karşıladı.

نَاضَلَ الرِّيَاضِيُّ الَّذِي كَانَ فِي وَضْعٍ مَغْلُوبٍ ضِدَّ مُنَافِسِهِ دُونَ الِاسْتِسْلَامِ.

Rakibine karşı mağlup duruma düşen sporcu, pes etmeden mücadele etti.

فِي نِهَايَةِ الْحَرْبِ، اضْطُرَّ جَيْشُ الْعَدُوِّ الْمَهْزُومُ إِلَى إِلْقَاءِ أَسْلِحَتِهِ.

Savaşın sonunda mağlup düşman ordusu, silahlarını bırakmak zorunda kaldı.

İlişkili Kelimeler