فَهِمَ الْجَمِيعُ أَنَّهُ فِي وَضْعٍ صَعْبٍ لِأَنَّهُ تَحَدَّثَ بِتَعْبِيرٍ سِجِّينِيٍّ.
Mahkûmane bir ifadeyle konuştuğu için herkes onun zor durumda olduğunu anladı.
فَهِمَ الْجَمِيعُ أَنَّهُ فِي وَضْعٍ صَعْبٍ لِأَنَّهُ تَحَدَّثَ بِتَعْبِيرٍ سِجِّينِيٍّ.
Mahkûmane bir ifadeyle konuştuğu için herkes onun zor durumda olduğunu anladı.
إِنَّ التَّصَرُّفَ كَمَا يَفْعَلُ السُّجَنَاءُ يَعْكِسُ حَالَةَ تَقْيِيدِ الْحُرِّيَّةِ.
Mahkûmane davranmak, özgürlüğün kısıtlandığı bir durumu yansıtır.
نَظَرَ إِلَى الْأَرْضِ بِأُسْلُوبِ الْمَحْكُومِ عَلَيْهِ وَاعْتَرَفَ بِذَنْبِهِ.
Mahkûmane bir şekilde yere baktı ve suçunu kabul etti.