لَوْنُ الْبَحْرِ الْيَوْمَ مُزْرَقٌّ جِدًّا، كَمَا لَوْ أَنَّ السَّمَاءَ تَنْعَكِسُ فِي الْبَحْرِ.
Denizin rengi bugün çok mavimsi, sanki gökyüzü denize yansımış gibi.
لَوْنُ الْبَحْرِ الْيَوْمَ مُزْرَقٌّ جِدًّا، كَمَا لَوْ أَنَّ السَّمَاءَ تَنْعَكِسُ فِي الْبَحْرِ.
Denizin rengi bugün çok mavimsi, sanki gökyüzü denize yansımış gibi.
تَمَّ طِلَاءُ جُدْرَانِ الْغُرْفَةِ بِلَوْنٍ أَزْرَقَ بَاهِتٍ، مِمَّا أَضْفَى عَلَى الْغُرْفَةِ جَوًّا هَادِئًا.
Odanın duvarları mavimsi bir renge boyanmıştı, bu da odaya sakin bir hava katıyordu.
كَانَ لَوْنُ عَيْنَيْهَا مَائِلًا إِلَى الزُّرْقَةِ، مِمَّا أَعْطَاهَا مَظْهَرًا جَذَّابًا لِلْغَايَةِ.
Gözlerinin rengi mavimsiydi, bu da ona çok çekici bir görünüm veriyordu.