mecburiyet

هُنَاكَ إِلْزَامٌ بِارْتِدَاءِ حِزَامِ الْأَمَانِ فِي السَّيَّارَةِ.

Arabada emniyet kemeri takma zorunluluğu var.

لَا تُجْبِرْ أَحَدًا عَلَى فِعْلِ أَيِّ شَيْءٍ، يَجِبُ عَلَى الجَمِيعِ اتِّخَاذُ قَرَارَاتِهِمْ بِأَنْفُسِهِمْ.

Kimseyi bir şeyi yapmaya mecbur etme, herkes kendi kararını vermeli.

اُضْطُرَّ إِلَى إِلْغَاءِ رِحْلَتِهِ بِسَبَبِ مَرَضٍ مُفَاجِئٍ.

Ani bir hastalık nedeniyle seyahatini iptal etmek mecburiyetinde kaldı.