meczup

مَجْنُون — مَجَانِين

الْمَجْنُونُ الَّذِي كَانَ يَتَجَوَّلُ فِي سَاحَةِ الْقَرْيَةِ كَانَ يَتَحَدَّثُ مَعَ نَفْسِهِ وَيَقُومُ بِحَرَكَاتٍ غَرِيبَةٍ.

Köy meydanında dolaşan meczup, kendi kendine konuşuyor ve garip hareketler yapıyordu.

المُخْتَلُّ عَقْلِيًّا الَّذِي كَانَ يَتَلَقَّى العِلَاجَ فِي المُسْتَشْفَى كَانَ يُحَاوِلُ السَّيْطَرَةَ عَلَى حَالَتِهِ بِأَدْوِيَةٍ مُنْتَظِمَةٍ.

Hastanede tedavi gören meczup, düzenli ilaçlarla durumunu kontrol altında tutmaya çalışıyordu.

يَرَى بَعْضُ النَّاسِ الْمُتَصَوِّفِينَ كَأَشْخَاصٍ مُمَيَّزِينَ وَقَرِيبِينَ مِنَ اللهِ وَيَحْتَرِمُونَهُمْ.

Bazı insanlar meczupları Tanrı'ya yakın, özel kişiler olarak görür ve onlara saygı duyarlar.